Nostaljinin İzinde

Hafıza ne işe yarar? Sayesinde başka şeyleri hatırladığımız şeyleri bize bildirmenin dışında tabii. Ancak bu tür bir hafıza, epizotlardan oluşan otobiyografik anımsamadan farklıdır zira bu anımsamada yeniden bolca deneyimleme ve zihinde canlandırma vardır. Bu makalede nostaljinin bazı boyutlarına değineceğim: Nostalji nedir ve ne işe yarar?

Marcel Proust’un 20. yüzyılın başlarında kaleme almış olduğu romanlarının başkahramanı olan Marcel çayına batırdığı madlenini ağzına götürdüğünde kendini birdenbire çocukluğunu geçirmiş olduğu Combray köyünde bulur. Anıları zarif bir kâğıt çiçeğin açılıvermesi gibi açılmıştır Marcel’in zihninde (Proust, 2013). Swan’ın Yolu romanındaki bu sahne o kadar çarpıcıdır ki koku ve tatların hafızayı nasıl tetiklediğini inceleyen bilim insanları hâlâ Proust’a göndermede bulunurlar (Chu & Downes, 2002).

Çocukluğuna özlem duyan tek kişi Proust değildir elbette. Örneğin Facebook’ta 80’lerden kalma meşrubat ya da şekerleme arayanlara rastlarız. Burada, yani Norveç’te, bu tür kısa süreli arayışlar zaman zaman, en azından bir süreliğine, hayli memnuniyetle sonuçlanmaktadır. Gençliğimize dair bir şeyler cazibesini hiç yitirmiyor sanırım. Yanlış anlaşılmasın sadece umutsuz nostaljiklerden bahsetmiyorum, tüm insanlar için geçerli bence. Birtakım anahtar kelimelerin yaşlılarda uyandırdığı kişisel anılar üzerine yapılmış çalışmalara bakarsak anıların yaşam süresince dağılımına dair örüntülerle karşılaşırız. Yakın geçmişten pek çok anı vardır zira geçmiş ne kadar yakınsa o kadar kolay erişilebilirdir. Ancak geçmişte ilerledikçe anılar seyrekleşir, yetişkinliğin ilk zamanları, ergenlik ve geç çocukluk dönemlerine ulaşılır. Araştırmacılar dağıtım eğrisinde bir tümsek gibi görünen bu alanı anımsama tümseği olarak adlandırmıştır (Koppel & Berntsen, 2016).

Peki çocukluk ve ergenliğe yönelik bu saplantı neden kaynaklanıyor? Pek çok kuram var tabii, örneğin birine göre erken yaşlar daha yeni ve kimlik oluşturucu deneyimlerle doludur. Zaten olağan ve gündelik olaylardan farklı gerçekleşen olaylara hafızanın öncelik verdiği bilinmektedir. Bir başka açıklamaya göre ise yaşlandıkça gerileyen beyin, yetişkinliğe kadar gelişimine devam etmekte, ergenlik ise bu gelişimin nirengi noktasını oluşturmaktadır. Profesör Dorthe Bernsten ve Danimarka’nın Aarhus kentindeki çalışma arkadaşlarına göre anımsama tümseği, anılarımızı hayat öykümüze göre düzenlememizden kaynaklanmaktadır. Bu öyküler hayatlarımızın nasıl ilerleyeceği ya da ilerlemiş olduğuna dair içinde yaşadığımız kültürden aldığımız beklentilerle şekillenmektedir (Koppel & Berntsen, 2016). Kültürel beklentiler genç yaştaki belirleyici olaylara daha çok önem atfettiğinden bu anılara, ve aynı dönemde yaşanmış onlarla bağlantılı diğer olaylara, daha kolay ulaşılmaktadır.

Anımsama tümseği hakkında bildiklerimize dayanarak hepimizin bir dereceye kadar nostaljik olduğunu iddia edebiliriz. Peki o hâlde nedir bu nostalji? Bir tanıma göre nostalji kişinin yaşamının daha önceki bir zamanına ya da daha önceki bir zaman dilimine karşı hissettiği duygusal, romantik özlemdir (Norveç ansiklopedisi böyle tanımlıyor). Bu romantik görüşe göre geçmiş tozpembedir. Ancak bazı araştırmalar göstermiştir ki nostalji aslında kendimize dair imgemizi güçlendirmektedir. Hitchcock, Rees and Dalgleish (2017)’nin yapmış olduğu çalışmada deneklere kendileri hakkında olumlu bir şey düşünmeleri, ardından da o şeyin gerçekleşmediği bir anı hatırlamaları söylenmiştir. Fakat deneklerin başarısızlıklarını hatırlamaları, tam tersini yapmaları istendiği durumdan çok daha uzun sürmüştür: Yani kendilerine dair olumsuz şeylerin üstesinden geldikleri durumları çok daha çabuk hatırlamışlardır. Bu da kendimize dair geliştirmiş olduğumuz olumlu imgenin anılarımıza erişimimizi kontrol etmekte olduğuna işaret eder. Ne var ki aynı araştırma depresif deneklerde tam tersi sonuç vermiştir (Hitchcock, Rees and Dalgleish, 2017).

Ancak buradan ne kadar mutlu anınız varsa o kadar mutlusunuzdur sonucunu çıkaramayız. Dört yıl boyunca yaşadıkları kaydedilmiş üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışmada depresif öğrencilerin geçmişlerindeki mutlu anları abarttığı ve bu abartmanın da hâlihazırdaki üzgünlüklerini daha da artırdığı gözlemlenmiştir (Lotterman & Bonanno, 2014).

Günümüzde nostaljinin tozpembe çağrışımlarda bulunuyor olması aslında son derece yeni bir olgudur. Hatta günümüzdeki nostaljinin geçmişte nostalji denilen şeyle pek bir alakası olduğunu söylemek güçtür. Eğer 350 yıl öncesine gidersek, nostaljinin karın ağrıları, iltihaplanma, yetersiz beslenme, yüksek ateş ve kalp rahatsızlıklarıyla birlikte değerlendirilen tıbbi bir rahatsızlık olarak anlaşıldığını görürüz (Battesti, 2016; Hofer, 1688/1934). Avrupa’daki Otuz Yıl Savaşları’nda (1618-1648) İspanyol askerler öyle huzursuzlanmışlardır ki evlerine dönmek için isyan başlatmışlardır. Efsaneye göre – Rousseau da anlatır bunu – İsviçreli askerler memleketlerini hatırlatan bir halk ezgisi duyduklarında öyle ciddi bedensel ve ruhsal emareler göstermekteydiler ki bu ezgiyi mırıldanmak bile ölümle cezalandırılabiliyordu (Battista, 2016). 1688’de İsviçreli doktor Johannes Hofer bu duruma, eve dönüş anlamına gelen nostos ve acı anlamına gelen algos kelimelerinden türetmiş olduğu Nostalji adını verdi (Hofer, 1688/1934). Yani nostalji aslında sıla özlemi demekti. Nostalji tedavisinde, özellikle eve dönüşün mümkün olmadığı durumlarda, merhemler, karışımlar ve kan çekme yöntemi uygulanıyor, hastalık yer yer ölümcül boyutlara ulaşabiliyordu. Demek ki o zamanlarda kelimenin gerçek anlamıyla umutsuz nostaljik kişilerden bahsedilebilirdi.

Nostalji artık yalnızca fiziksel bir yere olan özlemi ifade etmiyorsa da hâlâ asıl anlamıyla yakından ilişkilidir. Tabii eğer zamanı hesaba katarsak ve gençliği de insanın bir tür manevi evi gibi görürsek.

Tarih boyunca nostalji özellikle klinik bakımdan farklı anlamlar kazanmıştır. Bir psikanalist olan Pietro Castelnuovo-Tedesco nostaljiyi acı tatlı bir duygu olarak tanımlar: “Tatlıdır zira asıl nesne ya da olay haz verir ve bundan dolayı haz idealleştirmeyle artırılır. Öte yandan acıdır zira nesne sadece geri getirilemez değil aynı zamanda çatışma ve hayal kırıklığını da içermektedir” (Castelnuovo-Tedesco, 1980, p. 122).

Yakın dönemde nostalji diğer tüm duygu ve psikolojik fenomenler gibi bilimsel araştırmaya tabi tutulmuştur. Cheung ve çalışma arkadaşları nostaljinin insanlara ne ifade ettiğini ve hayatlarımızda ne rol oynadığını incelemiştir. İnsanlara ne kadar nostaljik oldukları sorulmuş, dalıp gitmeye ne kadar meyyal oldukları incelenmiştir. Dalıp gitme de geçmişle ilişkilenmenin bir biçimidir fakat nostaljiden farklı olarak dalıp gitme yanlış gitmiş her şeye yönelmektedir. Dalgın düşünceler kafada tekrar eder ve daima öz eleştiri barındırır (Cheung v.d., 2018). Ayrıca anıları ne için kullandıkları da sorulmuştur insanlara. Anıların şu ya da bu amaca yönelik kullanılabileceği fikri ilk bakışta tuhaf gelebilir. Ancak araştırmacılara göre anılar yaşamlarımızda çok çeşitli işlevlere sahiptir: sorunlarımızı çözer, kimliklerimizi oluşturur ve sürdürmemizi sağlar, sohbet malzemesi olur, özlem duyulan sevdiklerimizi yakın hissettirir, sıkıntıyı azaltır, iç görülerimizi paylaşmamızı sağlar ve tartışmaları alevlendirir. Nostaljik olduklarını iddia edenler anılarını genelde ölmüş ya da uzakta olan sevdiklerine yakın kalmak, kendi kimlik ve imgelerini sürdürebilmek ve az da olsa çatışmaları devam ettirmek için kullanıyor görünmektedir. Anıları kendimize ve başkalarına yönelik olumlu duyguları güçlendirmek için kullanmak çok işimize yaramaktadır.

Anıları taze tutmak birçok bakımdan işimize yarar. Çalışmalar göstermektedir ki depresifler daha az belirgin anıya sahiptir. Geçmiş sanki genel ve bulanıktır (Williams v.d., 1996). Depresyona giren insanlar geçmişlerini genelde şematik hatırlar. “Hatırlıyor musun şu parkta bir gün piknik yapmış, arkadaşlarla sohbet etmiş ve salata yemiştik.” demek yerine “Eskiden Pazarları parkta yürüyüş yapardım.” demeye daha meyillidir. Anılar ne kadar bulanık ve genelse kişi depresyona o kadar meyillidir (Sumner v.d., 2013; Askelund v.d., 2019).

Yukarıdaki örnekteki gibi ayrıntılar hatırlamayı âdeta zamanda zihinsel bir yolculuğa dönüştürür. Kendini nostaljik gören biri olarak beni nostaljide en çok cezbeden bu sanırım. Zaman geri sarılamayacağı gibi durdurulamaz da. Sonsuz bir ırmağın akışında akıp gitmekte olan anlar tutulamaz. Anılardan başka tutabilecek bir şey yoktur ve bundan dolayı nasıl olurlarsa olsunlar anılar önemlidir. Anılara hayranlık besleyen tek kişi ben değilim tabii. Marcel Proust var değil mi? Her yaz küçük köyüne geri dönen başkahramanın varır varmaz açmakta olan akdikenlerin kokularını içine çekişini ve geçmiş yazı yakalamaya çalışmasını anlatır bize Proust romanlarında. Daha sonra Paris sokaklarında yürürken gördüğü bir bina ona köydeki kilisenin kulesini hatırlatır, “saatlerce” orada öylece bekler, sözüm ona hatıralara dalar (Proust, 1913). Muhtemelen kahve koymak, bez değiştirmek ya da öylece sokaktan geleni geçeni izlemek gibi usandırıcı, gündelik deneyimleri anlatıp duran altı ciltlik bir eseri Karl Ove Knausgaard’a yazdıran da aynı hayranlıktı.

Böyle kitaplar yazmak zamanı kontrol altına almaya çalışmak mıdır? Geçmişin, en azından bir kısmı, fiziksel sayfalara kalıcı olarak bağlanmış oluyor bu sayede. Ne var ki tasvirler ve hikâyeler okuyucunun hayal gücünde bambaşka biçimlerde yeniden canlanır. Proust da geçmişin daima yeniden şekil alabilir ve değişken olduğunu bilmektedir. Anılar yeniden inşalardır, ve ne zaman bir şeyi hatırlasak onu yeni detay ve deneyimlerle dönüştürürüz. Anılar beynimizde fiziksel ve fizyolojik izler bıraksa da her hatırlanan şey her zaman yenidir ve asla sabit kalamaz. Bu durum hafızanın güvenilirliğini sorgulatsa da – özellikle mahkeme salonlarında – hafızanın hayal gücü ve yaratıcılıkla da ne oranda bağlantılı olduğunu göstermektedir.

O hâlde şunu soralım: Günümüzde nostalji teşhisinden arta kalan nedir? Artık iyi ki ölümcül bir hastalık olarak algılanmıyor. Fakat dikkatli olun eğer cebinizde takılıp kalmış bir kum tanesi bulursanız, geçen yazı hatırlarsınız: Bu Hofer’in teşhis nesnesi dediği şeyin bir işareti olabilir zira eğer bir şeyden etkileniyorsak, ondan çok daha küçük şeylerden de kolaylıkla tahrik olabiliriz (Hofer, 1688/1934). Anıların önemi ve nostaljide oynadığı role dair hâlâ bilmediğimiz çok şey var. Anıların fenomenolojik nitelikleri üzerine son yıllarda artmakta olan ilgi sinirbilimsel, psikolojik ve felsefi açıklamaların giderek daha da kaynaşması için sağlam vaatler taşıyor.

* Dr., Oslo Üniversitesi, Psikoloji Bölümü

KAYNAKÇA
Askelund, A. D., Schweizer, S., Goodyer, I. M. & van Harmelen, A.-L. (2019). Positive memory specificity is associated with reduced vulnerability to depression. Nature Human Behavior.
Battesti, M. (2016). Nostalgia in the army (17th-19th centuries). Frontiers in Neurology and Neuroscience, 38, 132-142.
Castelnuovo-Tedesco, P. (1980). Reminiscence and nostalgia: The pleasure and pain of remembering. I S. I. Greenspan & G. H. Pollock (Red.), The course of life: Psychoanalytical contributions toward understanding personality development. Vol. III: Adulthood and the aging process, (s. 115-127). National Institute of Mental Health (USA).
Cheung, W. Y., Wildschut, T. & Sedikides, C. (2018). Autobiographical memory functions of nostalgia in comparison to rumination and counterfactual thinking: similarity and uniqueness. Memory, 26(2), 229-237.
Chu, S. & Downes, J. J. (2002). Proust nose best: odors are better cues of autobiographical memory. Memory and Cognition, 30(4), 511-518.
Hitchcock, C., Rees, C. & Dalgleish, T. (2017). The devil’s in the detail: Accessibility of specific personal memories supports rose-tinted self-generalizations in mental health and toxic self-generalizations in clinical depression. Journal of experimental psychology. General, 146(9), 1286-1295.
Hofer, J. (1688/1934). Medical dissertation on nostalgia. Oversatt av C. K. Anspach. Bulletin of the Institute of the History of Medicine, 2(6), 376-391.
Knausgård, K. O. (2009-2011). Min kamp I-VI. Oslo:Forlaget Oktober.
Koppel, J. & Berntsen, D. (2016). The reminiscence bump in autobiographical memory and for public events: A comparison across different cueing methods. Memory, 24(1), 44-62.
Lotterman, J. H. & Bonanno, G. A. (2014). Those were the days: memory bias for the frequency of positive events, depression, and self-enhancement. Memory, 22(8), 925-936.
Proust, M. (1913). À la recherche du temps perdu. 1. Du côté de chez Swann. Paris:Grasset.
Schacter, D. L. & Addis, D. R. (2007). Constructive memory: the ghosts of past and future. Nature, 445, 27.
Sumner, J. A., Mineka, S. & McAdams, D. P. (2013). Specificity in autobiographical memory narratives correlates with performance on the autobiographical memory test and prospectively predicts depressive symptoms. Memory, 21(6), 646-656.
Williams, J. M. G., Ellis, N. C., Tyers, C., Healy, H., Rose, G. & MacLeod, A. K. (1996). The specificity of autobiographical memory and imageability of the future. Memory & Cognition, 24(1), 116-125.

Comments (1)

IGMG Students

Selam

Leave a comment